Ara
  • A7 Kitap

Aşk Kesintisiz Orgazm Halidir

Emine Supçin





Aşkın saf halini bitirdik. Doğal hali çok gerilerde kaldı. Vahşi halini hiç

konuşmadık. Tanrısal boyutu edebiyatı şenlendirdi. Ticari hali insanlık devam

ettiği sürece hep var olacak. Şimdi metaverse haline hazırlanıyoruz. Artık aşkın

ebesi hali mi olur, ne olur bilmem. :)


Kısacık bir hikaye ile başlayalım.


Uçakta birbirini tanımayan ama yan yana iki koltuğa denk gelen iki insandan

biri yanındakiyle konuşmak ister. Hani şu konuşmadan duramayan tiplerden.

Öteki kitabını açıp okumaya hazırlanırken, beriki “Biraz sohbet edelim mi?”

deyiverir. Hiç tanımadığı ve nezaketen otururken merhaba dediği adamdan gelen

bu isteğe şaşırır karşıdaki. “Birbirimizi tanımıyoruz, ne konuşacağız?”

Konuşmadan duramayan tip adamın elindeki kitabın ismine bakarak “Mesela

aşktan,” der. Onun için konunun önemi yoktur. Maksat suskun bir an olmasın,

bir şeyler gevelesin filan.


“Peki, madem sohbet istiyorsunuz, konuşalım. Ama önce ben bir soru sormak

isterim. Hem konuşmaya da malzeme lazım.”

“Elbette. Buyurun sorun.”

“İnek, keçi, at. Bu üç hayvan ne yer, ne ile beslenir?”

“Ot,” der bizim çenebaz. Bunu bilmeyecek ne vardır ki?

“Üçü de ot yiyorsa neden üçünün de dışkısı farklıdır?”

Şaşırır beriki. Düşünür, bilemez.

“Bilmiyorum,” der.

“Hiçbir boktan anlamıyor bir de aşktan mı konuşmak istiyorsunuz,” deyip

kitabına döner.


Sıradanların aşk dedikleri hiçbir moktan anlamayıp sevişmek isteyen

bedenlerinin hormonal tepkilerine verdikleri isimden başka hiçbir şey değildir.

Aşkın usul ve esasını kavramadan aşık mı olunurmuş hiç?


Herkes sevişir adına aşk der. Fakat üç gün sonra sıkılır ve aşkımız bitti der. O

aşk mıdır yoksa tatmin arayan beden mi? Kaç kişi vakıf olmuştur aşka ve ne

anlamıştır aşktan?


Madem hikaye ile başladık, bir hikaye daha ekleyelim mi?


Aslında çoğunuzun bildiği aşık ile maşuk hikayesi. Aşık deliler gibi sevdiği

maşukunu arar. Ve yaşadığı evi bulup kapısını çalar. İçerideki “Kim o”

dediğinde “Benim, ben,” der. Fakat kapı açılmaz. Aşık perişandır. Defalarca

çaldığı kapıdan içeri buyur eden yoktur. Perperişan döner kapıdan ve çöllere

düşer. Çöl yetmez buzulları geçer, yılları arşınlar ve o bilgeden, bu düşünürden

geçerken pişer. Artık aşık olmaktan çıkmış ve maşuk olmuştur. Tekrar aynı

kapıya gider yeniden çalar kapıyı. Aynı ses; “Kim o?”


Cevap çok manidardır: “Senim, sen.”


Şu hikayenin gözümüzde canlandırdığı resim, 18. Yüzyılda yaşamış William

Holman Hunt’ın Evrenin Işığı adlı tablosunda görülebilir. Bir bahçe içindeki

evin kapısını çalan perişan bir adam vardır fakat kapının kolu yoktur.

Söylenceye göre ressama bu kapının neden bir kolu yok dendiğinde, “Adam

sıradan bir kapıya vurmuyor ki… Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak

içeriden açılabildiği için, dışında bir kola da gereksinim yoktur” der.


Aşk sevilen kişinin benliğinde yeniden doğabilmektir desek yanılmış olmayız

değil mi? Onu tüm hataları, iyilikleri ve hatta suçu günahı ile birlikte sevmek ilk

basamak. Ona dönüşmekse son kerte.


Durun durun, mantığı çağıralım. Yoksa ilahi aşk denen insanüstü olguya kapı

açacağız ve hiç çıkamayacağız işin içinden :)


Aşk iki insanın bulabileceği en muhteşem mucizelerden biridir. Hatta tek

mucizedir. Ötede dursun İsa’nın ölüyü diriltmesi yahut Musa’nın denizi ikiye

yarması. Onlar mucize değil, sihirden ibarettir. Gerçek mucize iki insanın

hissettiği o olağanüstü sevginin yarattığı sevinç halidir. Fakat o ikisi yeterli

olgunluğa, bilgeliğe, kavrama yeteneğine sahip değilse (ki genellikle sahip

olamazlar) aşk ilkbahar rüzgarı gibi gelip geçiverir.


Elbette beslenmek ister aşk da. Zira iki insanda bedenlenmiştir artık. Onun da

yemeye içmeye ihtiyacı vardır. Ve onun bedenî ihtiyaçları zekayla, nezaketle,

bilinçle, incelikle giderilir. Birbirini desteklemek, onarmak, iyileştirmek,

sağaltmak halidir aşkı beslemek. İki ayrı benliğin tek kişilik haline dönüşmesi

gerekmez. İki ayrı bedende iki ayrı bilincin tek bir duyguyla birbirine bağlılık

halidir aşk. İşte o zaman aşk, kesintisiz bir orgazm haline dönüşür.


Ne o? Orgazm sözcüğü itici mi geldi yoksa? Gelmemeli. Çünkü her can onun

peşinde koşuyor. Belki de Tanrı’ya, ya da katışıksız saflığa erişilen nadir

anlardan olduğu içindir. Yoksa neden eblehleşsin akıl.


Sahi Aziz Valantine gününüz kutlu olsun. :)


20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör