top of page
Ara
  • A7 Kitap

Ayıp / Zaman Eğrisi

Güncelleme tarihi: 10 May 2020


İnsanlığın antik dünden çağdaş bugüne yolculuğu, yaşanan tüm acılara karşın soylu bir arınma sürecidir.


Vicdan ve pişmanlık duygusu bu yolculukta insanı yönlendiren güçlü rehberler olmuşlardır. Bu süreci en iyiye ulaşma yolunda bir aydınlanma hareketi olarak tanımlamak da mümkün.


Dünya minik bir köye dönüştükçe, insanlar üretimin ve piyasanın etrafında işbirliğini geliştirdikçe birbirini daha iyi tanıyor. Düşmanlığın yerini ortak insanlık değerleri alıyor. Menfaatler ortaklaştıkça geri dönülmez bir birlik süreci sağlam adımlarla örülüyor.


Turizm, sadece Otellerde insanları konaklatıp evlerine yollamakla sınırlı? Bakın, Otellerde üretilen mal ve hizmetler için nasıl bir zincir var; tur operatörü bu ürünü satın alıyor.


Pazarını oluşturan ülkelerde ajanslara ve matbaalara bu ürün ve hizmetleri sunduğu kalın broşürler bastırıyor. O ülkelerden uçaklar kiralıyor. O ülkelerden ofisler satın alıyor. O uçaklarda, o ofislerde yerli çalışanları işe alıyor. O ülkelerde yazılı ve görsel mecralara reklamlar veriyor. Bu zincirin halkaları buradaki bir komiden Pazar ülkedeki bir matbaa çalışanına kadar binlerce insanı kucaklıyor.


Piyasanın gücü insanları birleştiriyor.


Böylece, başlıktaki ilginç kavramı da biraz açmış oldum. Zaman ile insanlığın hem bireysel hem toplu ayıpları arasında bir ters orantı olduğunu vurgulamak istiyorum. Ama, bu gelişimi maddi altyapısından soyutlayarak mutlaklaştırmak da yanılgı olur.


İnsanlık tarihinde üretim ve paylaşım sistemlerindeki gelişimin bu süreçte belirleyici rolü vardır. Üretim ve paylaşım yaygınlaştıkça, yaşam kalitesi yükseldikçe insanlık ayıplarına karşı daha objektif ve daha pişman bir ruh haline girdi.

Bu, biraz da insanın hem kendisini hem de birbirini tanıması ile yakından alakalı. Ama bu aydınlanma asla kolay bir süreç olarak algılanmamalı.


Bugün uygarlığın zirvesi olarak gördüğümüz Batı’nın skolastik dönem olarak bilinen karanlık taassup çağı sekiz yüz yıl sürdü. Ki akla hemen geliveren birkaç ayıp olarak farklı olanlara tahammülsüzlük, cadı damgası vurarak kadınları yakmak, meleklerin cinsiyetini tartışmak. Haçlı seferlerindeki yağma ve zulüm.


Kent yaşamı ve piyasa ekonomisi insanı ortak bir zeminde bir arada ve işbirliği içinde yaşamaya zorladıkça insanlık defolarından daha hızlı kurtulma olanağı elde etti.


Zira, kent yaşamında bireyin özgürlüğünün sınırı diğerinin hoşgörüsüne kadardır. Öteki bireyin özgürlüklerinin başladığı yerde biter. Bu arınmanın 1960lar sonrasında daha da hız kazandığını görüyoruz. Bunun için birkaç uç örneğe bakmak yeterli olacaktır.


1960'lara kadar kürk giymek bir statü sembolü idi. Hatırlarım, çocukluğumda magazin dergilerinin sosyeteden haberler sayfalarında sırtına vizon kürk giymiş hanımefendilerden hayranlıkla bahsedilirdi. Derken insanlık üretim sisteminin dayattığı yeni bir bakış açısı ile tanıştı hayvanlarla ilişkilerinde. Hayvan hakları insanlığın ortak ve de yerel hukukuna girdi. Bugün kürk ile dolaşan kadınlara katil muamelesi yapılıyor, desem abartmış olmam.


Yavaş yavaş büyük insanlık olarak isimlendirmeye hazırlanmamız gereken evrenin bu seçkin varlığı her gün başka bir ortak suçu ile yüzleşip özeleştiri yapmaktan çekinmiyor.


Bu yüzleşme sadece sosyal alanlarla sınırlı değil. Aydınlanan insan hayatının hiçbir aşamasında dolaylı ya da doğrudan hiçbir suça ortak olmamak iradesine sahip oluyor. Bu alana tüketim de dahil.