top of page
Ara
  • A7 Kitap

Parmaklarıyla Düşünen Dünya



Parmaklarıyla Düşünen Dünya


"Hangi dilde konuşursanız konuşun, sözcüklerle anlaşırsınız. O sözcüklerin işaret ettiği kavramlardır kafamızda oluşan imgeler. Ne kadar çok sözcük bilirseniz, zihninizde oluşacak kavramların sayısı da o kadar çok olacaktır. Anadiline hakim insanların daha geniş bir hayal gücüne sahip olması bundandır. Sözlerimizi kaybedersek, ifade ettikleri fikirleri de kaybederiz"


Teknolojinin gelmiş olduğu nokta ile bir taraftan hayatlarımız müthiş bir şekilde kolaylaşırken öte taraftan söz konusu teknolojiyle birlikte yalnızlaşma sürecimiz de hızlandı. Akıllı telefonlar aracılığıyla sıradan insanın daha fazla yazdığı ve kendisini var kıldığı bir süreci yaşıyoruz.


Yazar ve radyocu dostum Murat Erdin'in başlıktaki ismi taşıyan kitabı işte bu içinden geçtiğimiz ve çoğu kez farkında bile olmadığımız gelişmelerin toplumsal hayatlarımız kadar bireysel yaşantılarımız üzerinde olan etkilerini de ele alıyor. Üç bölümden oluşan çalışmasının ilk bölümü "İnternetin Yönettiği İnsan" başlığını taşıyor. Bu bölümde Erdin, "Bireyin sonu mu yoksa yükselişi mi?" sorularının yanıtlarını son derece kolay okunan ve keyif alınan sözcük dizgeleriyle oluşturulmuş metin içerisinde gözler önüne seriyor.


Örneğin internet nesli olarak adlandırılan ve doğrudan doğruya bu teknolojinin içerisine doğmuş olan nesil açısından olup bitenlerle daha önceki nesiller arasındaki farkları dile getiriyor:

"İşte internet nesil bu ekranlara bakarak büyüyor. Olaylar karşısındaki tepkileri ve yorumları tamamen ekranlarda gördükleriyle çerçevelenmiş oluyor ve onlar bu ekranlarda gördükleri ve duyduklarına göre karar veriyorlar. Fiziksel özellikleri de ekranlara hükmedecek şekilde değişiyor. Hepsinin çok hızlı parmakları var. Parmaklarıyla konuşuyor, parmaklarıyla yazışıyor ve parmaklarıyla düşünüyorlar." (s.21)


Zaman hızla akıp giderken bu kez teknolojinin yaratmış olduğu müthiş devinim sayesinde kuşaklar arasındaki bağlantı, telafi edilemeyecek oranda büyük bir hasara uğradı. Artık anne ve babalarımızla aynı dili konuşurken bile zaman zaman anlaşma zorluğu yaşıyoruz. Bu durumu zevk ve beğenilerimiz kadar giyim, kuşamımız, dünyaya bakışımız ve hayata dair önceliklerimiz hususunda da karşılaştırdığımızda ortaya çıkan tablo gerçekten eski ile kıyasladığınızdan çok daha büyük farklar içermekte. Z kuşağı olarak adlandırılan jenerasyonun dünya ile kurduğu etkileşim bizlerin kurmuş olduğu etkileşimden çok daha başka bir türden gerçekleşmekte.


Tabii bu müthiş dönüşüm süreci çocuklar ve gençler kadar yaşları daha büyük olanları da yakından etkiliyor. Artık onlar açısından da teknolojinin nimetlerinden yararlanmak gibi bir durum söz konusu. Eskinin veli toplantıları belki hâlâ devam ediyor fakat artık okula gitmeden de tüm olup bitenler hakkında malumat sahibi olabilme şansınız var; çünkü daha okulun açıldığı ilk günden itibaren kurulan "WhatsApp Velileri" (s.23) grubuna üye olarak bu yapının içerisinde olabiliyorsunuz.


Kitabın bu bölümünde nesnelerin interneti ve onun karanlık yüzüne ilişkin de yazılar da yer alıyor. Televizyon her ne kadar aile içi ilişkilerde önemli sorunları beraberinde getirmiş olsa da bir taraftan aile içi bir etkinlik türü olarak uzun yıllar boyunca evlerimizde bir aradalığın sembollerinden de birisi olabilmeyi bazen dizilerle bazen de maçlar vasıtasıyla başarabilmişti. Şimdi ise yeni nesil açısından televizyon izlemek pek de işlevsel bir eylemlilik türü değil bunun yerine akıllı telefonları, tabletleri veya bilgisayarları aracılığıyla videolar izliyorlar. Yazılı basının giderek elektronik ortama kaydığı bir dünyada, televizyon izleyen kuşakta zamanla azalma eğilimine doğru gidiyor. Burada ister istemez akıllı teknolojilerin bizi getirmeye başladığı tartışma bir kez daha karşımıza çıkmaya başlıyor. Gidişatın yalnızlaşmayı arttırması ve beraberinde sanallığın gerçeğin yerine ikame edilmesi tehlikesi. Bu noktada kitap içerisinde dijital orgazm(s.31) alt başlıklı çok ilginç bir yazı okuyucuları ile buluşuyor. Yalnızlaşmanın çareleri o